13 Ağustos Pazar, 2017 16:04 SEKTÖREL 176

Demir Krizinin Bugünü ve Yarını

Türkiye Ekonomisinin lokomotifi durumundaki inşaat sektörü 2017 yılının ilk çeyreğinden itibaren demir krizi yaşamaya başladı. Piyasada yaşanan demir kısıtlılığı sektörde ciddi sorunlara yol açtı. 3.Havalimanı gibi bir çok dev projelerin devam ettiği, kentsel dönüşüm projelerinin hızlandığı bu dönemde demir talebi de ciddi şekilde arttı fakat bu dönemdeki demir fiyatlarının artışı büyük projelerin varlığından kaynaklanan talep artışı ile açıklanamaz şüphesiz.Bu artışı anlayabilmek için uzun dönemli bir bakış açısı geliştirmek gerekmekte ve son 10 yıla göz atmalıyız.

Küresel Etkiler

Şüphesizki 2008 global krizi yeni bir dünya düzeni getirdi ve bu dönemde yaşanan durgunluk tüm dünyada bol para dönemini getirdi. Dünya merkez bankaları para musluklarını sonuna kadar açtı ve harcama yöntemi ile global büyüme hedeflendi. Bu hedef doğrultusunda ABD Merkez Bankası sadece 2011 yılında ek parasal genişleme yapmak için 600 Milyar Dolarlık tahvil alımı yaptı. Bu dönemde gelişmiş ülkelerde mevduat faizleri 0.50 lere kadar gerilemiş bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde ise %4,5 gibi seviyelere kadar gerilemişti. Piyasaya sürülen para istikrar ve güveninde etkisi ile Türkiye gibi görece yüksek faiz veren gelişmekte olan ülkelere akın etmişti.Bu bol para döneminde insanlar ucuz maliyetli para sayesinde kredi kullanımına yönelmiş ve konut sektörü altın dönemini yaşamıştı. Ev satışları rekor düzeye ulaşmış ve bankalar verdikleri kredilerle karlarını ikiye katlamışlardı.

Ancak bu bol para döneminin bir gün sona ereceği elbette açıktı. 2013 yılı itibari ile ABD Merkez bankası parasal genişlemeye son vermiş tahvil alım programını durdurmuştu. Parasal genişlemenin sona eriyor olması durgunluğun bittiğinin ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için ise tehlike çanlarının çaldığının habercisiydi.

Türkiye ‘de neler oldu.

Tam bu dönemde Türkiye ekonomik anlamda hızlı büyümeler sağlıyor ancak bunu istihdama tam olarak yansıtamıyordu. Çünkü büyüme bir finansal büyüme idi. Üretime dayalı, katma değer üreten bir ekonomi değildi.Sıcak paraya dayalı, harcamaya mahkum, hizmet sektörünün geliştiği bir hal almıştı. Bu dönemde hükümetler yapısal reformlar gerçekleştirmek yerine kısa vadeli büyümeyi ön plana alan politikalarla ekonomiye yön vermişlerdir. Özellikle 2010 referandumu ve 2011 seçimlerinin ardından güçlü bir şekilde çıkan iktidarın yapısal refomlara yeterli özeni göstermemesi bol para döneminin uzun yıllar boyu devam edeceğini düşünmesi Türkiye ekonomisini sıcak para karşısında kırılgan hale getirmiştir. 2013 yılında artan kutuplaşma ve siyasal gerilimler ardından 2014 yılında yerel ve Cumhurbaşkanlığı seçimi ve 2015 yılında yaşanan 2 genel seçimi takip eden 2017 yılında yaşanan referandum belirsizlik dönemini kalıcı hale getirmiş ve ekonomik büyüme hızı düşmüştür.

 

TCMB ‘nin rolü

Tam bu dönemde inşaat sektörü açısından hayati öneme sahip olan para politikası yapıcısı olan TCMB siyasal iktidarında beklentisi doğrultusunda Faiz oranlarını düşük tutucu yani genişlemeci bir politika izlemiştir. Faiz oranları tarihi düşük seviyeleri görmüştür. Merkez Bankası tarafından belirlenen faiz %4.5 seviyesine inmişti. Ancak 2013 yılından sonra Dünya merkez bankaları özellike FED parasal sıkılaşmaya gidecekleri açıkladıkları noktada tepkisiz kalan TCMB ileride büyük sorunlara yol açacaktı. 2013 yılının Mayıs ayında sadece tahvil alımını durduran FED in etkisi ile Dolar/TL kuru 1.50 seviyesinden 1.90 seviyesine ulaştı ve TCMB faiz artırmak yerine parasal sıkılaştırma için başka araçları kullanmaya başlayınca piyasa yapıcılar tarafınan güvenini yitiridi ve dolar kuru 2014 yılı ocak ayında 2.45 seviyesine gelince TCMB bir gece de faiz oranları %4.5 seviyesinden seviyesine çekmek zorunda kaldı. Bu karşılık dolar kuru 2.10 seviyelerine geri döndü. Ancak sonraki dönemde siyasal iktidarın baskısı ve hatta 400 yıllık literatürün reddedilip faizin enflasyonu yükselttiğini iddia eden bir bakışla olaya yaklaşılınca dolar kuru 2015 yılında 2.90TL sonraki yıl 3 TL seviyesine ulaştı. TCMB bu dönemde faizi yükseltmeyen ama ek parasal sıkılaştırmalar yapan ( Döviz satım ihalesi gibi) bir tutum aldı hatta faizi ? indirdi. Son olarak yaşanan siyasi çalkantılar,hain darbe girişimi, FED ‘in faiz artırımı ve ABD Ekonomisinin hızlı kalkınması, ABD’nin parasal sıkılaştırma dozunu artırması her şeyi daha zora soktu.Darbe girişimi yatırımcı ürküttüğü gibi bütün ekonomik dengeleri alt üst etti fakat bu tramvatik olaya rağmen ekonomik yıkımı beklenilenden az oldu. ABD 2006 yılından sonra ilk kez 2015 yılının Aralık ayında faiz artırımı  yaptı ve Dolar/TL kuru 3.80 seviyelerine kadar dayandı. TCMB ‘nin tekrar faizi artırmaya başlaması ile birlikte Dolar /TL 3.54 seviyelerine düştü.TCMB’nin rasyonel adımlara yönelmesi ile TL güç kazandı.

 

Demir Fiyatlarına Etkisi

Küresel çapta artan ekonomik büyüme şüphesiz sadece Türk inşaat sektöründe gelişme sağlamadı, diğer ülkelerde de inşaat sektörü hızla gelişmeye başladı artan nufüsun etkisi ile konut talebi arttı ve buna paralel olarak demir talebide hızla yükseldi. Artan kuru fırsat bilen demircilerimiz ihracatını artırdı ve ihracat yaptığında kur etkisi ile daha fazla kazanan demircilerimiz artık piyasa içerisinde mal satmaktansa yurtdışına satmayı tercih etti. Yukarıda bahsettiğimiz gibi yurt içinde yapılan dev projelerin ve konut talebinin etkisi ile demir talebi yurt içinde de hızlıca yükselti. Demir fiyatları yıl başında 1,25TL seviyesindeyken şuan 2.30TL seviyesinde yani yüzde 80 civarında bir zam var. İşte yukarıda bahsedilen tüm bu ekonomik bunalımlar öncelikle kur fiyatlarını sonra ise demir fiyatlarını etkiledi.  Öyle ki bu kur seviyeleri bu düzeyde kalırsa sadece demir değil çimento gibi temel ürünlerinde ihracatı piyasa içinde satıma tercih edilir noktaya gelebilir.

 

 

Çözümler Önerileri

Demir krizinin çözümü kısa vadeli ürün arzının artması ile çözülemez. Tam anlamıyla ekonomik bir refom paketi gereklidir.Tıpkı 2002 sonrası uygulanan 5 yıllık kalkınma planı gibi bir paket doğrultusunda ilerlenmelidir. Aynı o yıllarda olduğu gibi paket büyük bir disiplinle uygunlanmalıdır. Ekonomik kalkınma planı hazırlanmalı ve hedefler doğrultusundan şaşılmamalıdır.2002-2007 yılları arasında sağlanan istikrarlı dönem örnek alınarak o dönem uygulanan disiplinli yönetim anlayışı tekrar hayata geçirilmelidir..Bürokratların son 15 yıllık tecrübesi yeni ekonomi kalkınma planını hazırlamaya yeterlidir.Daha önce Devlet Planlama Teşkilatı olan ve bugün Kalkınma Bakanlığı olarak görevini sürdüren kurumumuz inşaat sektörünün kalkınmasına yönelik bir alt birim oluşturabilir.Bu birim ekonomimizin lokomotifi olan inşaat sektörünün sorunlarının çözülmesi noktasında hızlı adımların atılmasında önemli rol oynayabilir. Yatırımların Türkiye’de kalıcı olmasını sağlamak öncelikli hedefler arasında olmalıdır özellikle AB ülkerinin kalıcı yatırımları sürdürülebilir büyüme açısından çok önemlidir ve istihdamın artırılması noktasında da hayati önem taşımaktadır.Bunun yanı sıra Arap sermayesinin kısa süreli yatırımları her ne kadar nefes aldırsa da uzun vadeli yatırımlara dönüşmesi refahımız açısından önemli rol oynabilir.

Bir diğer taraftan ülkedeki siyasi atmosterin hain darbe girişimi sonrası yakalanan Yeni kapı ruhuna dönmesi ülkemizin faydasına olacaktır. Ülkemiz sistematik bir şekilde kriz ortamına sürüklenmiş ve hain bir darbe girişimine maruz kalmıştır. Darbe siyasilerimizin dik duruşu ve halkın direnişi sonucu püskürtülmüştür.Bu süreçte AB’nin  sessiz kalması ve diğer dış ülkelerden gelen zayıf destek Yeni Kapı ruhuna ne kadar ihtiyacımızın olduğunun göstergesidir.

 

Tüm bunlara ek olarak rasyonel bir para politikası izlenmeli. Yazılanlardan yüksek faizin çözüm olacağı sonucu ortaya çıkmasın , yeri gelince faizi bir miktar artırmak daha sonra çok artırmaktan daha iyidir. Merkez Bankası enflasyon ve kura karşın faiz silahını kullanmakta yeri geline çekinmemelidir. Kur ve enflasyon makul düzeylerde tutulunca faiz otomomatik olarak düşecektir ve yüksek kur farkından dolayı ihracattan fazla kazanç elde eden iç aktörler kurun düşmesi ile birlikte karlarının makul düzeylere ineceğinden ötürü iç piyasada demir fiyatını artıramayacaktır. Meseleye aslında sadece demir çapında değil diğer temel ürünler açısından da böyle bakarsak ekonomimiz istiktarlı günlerine tekrar kavuşacak ve 2023 hedeflerine ulaşmada zorlanmayacaktır.

 

Genel Başkan Vekili

Yurt içi ve Yurt Dışı Müteahhit İşleri Başkanı

Servet ARSLAN



SON EKLENENLER

TÜRKİYE RESMİ SEKTÖR İNŞAAT MÜTEAHHİTLERİ İŞVEREN SENDİKASI (TÜRK İNŞA)

Bağlar Cad. No: 234/6 Çankaya/Ankara

TELEFON: 0312 419 57 94-95 E-MAIL: info@turkinsa.org.tr

}